Ayurveda Tıbbı
Bu röportaj Hindistan’da Dr.
Boris Ragozin’in Jamnagar kentindeki evinde yapılmıştır.
Evren
Şener: Sizi Ayurveda Tıbbına ne yöneltti?
Boris Ragozin: Gençken
yogaya ilgi duyuyordum. Bir gün Hindistan’dan gelen bir tıp öğrencisiyle
tanıştım ve bana yoga ile ilgili bazı kitaplar verdi ve bana Hint
geleneklerinden bahsetti. O günden başlayarak kendi kendime düzenli olarak
yoga yapmaya başladım; ama benim için Yoga tek başına bir iyileştirme
sistemi değildi. Tıbbi bitkiler gibi daha farklı iyileştirme sistemlerine
ilgi duyuyordum. Bunların hepsini Hindistan’daki örgenimim sırasında
buldum. Dr. Bhagavan Das ile yaptığım görüşmelerden birinde bana doğadaki
her şeyin iyileştirici gücü olduğunu söyledi. Aynı zamanda bana
Ayurveda’nın bitkileri, bitki karışımı ilaçları, metalleri ve değerli
taşları da iyileştirme amacıyla nasıl kullandığını anlattı. Ayurveda eğitimi
Hindistan’daki 3 büyük üniversiteden birinden (Benaras Hindu University,
Jayapur University, Gujarat Ayurved University )almam gerektiğini söyledi.
Üçünü de ziyaret ettim ve 2000 yılında Gujarat Ayurved University’e kayıt
oldum ve böylece Ayurveda öğrenimim başlamış oldu.
EŞ:
Ayurveda Tıbbı’nın ana prensipleri nelerdir?
BR: İnsanlarda, sağlık
ve hastalık konusundaki deneyimim ve incelemelerime göre ana sorun gerçek doğamızla
ilgili hafızamızı kaybetmiş olmamız. Ayurveda’ya göre evrende maddesel,
zekasal ve nedensel olmak üzere 3 görünüş var; yani biz aslında vücut,
zihin ve ruhtan oluşuyoruz. Bu üçlemenin vücut ve zihin kısımları ara sıra
geriliyor ve yıkılıyor. Ruh hiçbir şekilde bu gerileme veya yıkımdan
etkilenmiyor. Karşılaştığım insanların pek çoğu ise sadece fiziksel yapıları
ve yaşamın maddi açısının farkındalar.
Bizler, zihnin etkilerine veya
yaşamın spiritüel yönüne önem vermiyoruz. Ayurveda Tıbbı, kişideki
hasarı sadece beden düzeyinde değil aynı zamanda ruh ve zihin düzeyinde de
tamir ediyor, gerilemeyi durdurup terse çeviriyor ve kişiye bütünselliğini
geri kazandırıyor; bunun için de eşsiz metotlardan yararlanıyor.
Ayurveda Tıbbı 3000 ile 5000
yılları arasında Hindistan’da ortaya çıktı. Harrapa ve Mohenjodaro’da
yapılan arkeolojik kazılardan elde edilen kanıtlara yapılan karbon testine göre
en azından 3000 yıl önce Ayurveda’nın varolduğunu biliyoruz. Hindistan’ın
çeşitli yerlerinde gelenekler üzerinde çalışan, dindar ve derin düşünen
bir grup insan tarafından ortaya çıkarıldı. Bu dönemde halk arasında
ayinler, seremoniler ve doğa güçlerine (rüzgar, dağlar, dünya ve güneş)
karşı adak törenleri yapılmaktaydı. Hepsinin de tek gerçek amacı
tam farkındalığa erişmekti. Hastalığın aydınlanma yolundaki zorlu bir
engel olduğunu yeni fark etmişlerdi. Midesinde ülser olan ve sancılar içinde
kıvranan bir kişinin meditasyonda oturmasına imkan yoktu. Hastalıklara bir
çözüm bulmaları gerekiyordu ve kendilerini bunu bulmaya adadılar. Sonunda,
derin düşünme yoluyla bir kişiyi hem zihnen hem bedenen hem de ruhsal olarak
normalde 100 yıl yaşatabileceklerini buldular. Bu sisteme uzun yaşam bilgisi
veya uzun ömürlülük bilgisi anlamına gelen Ayurveda adını verdiler.
İlk keşfettikleri şey, buna insanlar da dahil olmak üzere maddesel evrendeki her şeyin 5 elementten oluştuğuydu. Bu gözlem Ayurveda’daki 5 element teorisini ortaya çıkardı. Bilgelere göre bu beş element sırasıyla uzay(boşluk), hava, ateş, su ve topraktı.
Ayurveda’ya göre diğer önemli
bir kavram da 3 dosha’dır. 5 element, ‘dosha’lar diye adlandırdığımız
3 temel biyolojik enerjinin birleşimidir. Boşluk ve havanın oluşturduğu
enerji veya dosha, vata olarak bilinir. Ateş ve su pittayı; su ve toprak
elementi kaphayı oluşturur. Bu üç enerji insan fizyolojisinde tüm
fonksiyonları kontrol eder ve düzenler.
EŞ:
Bu Çin Tıbbı'na oldukça benzer öyle değil mi?
BR: Evet, Çin’deki
Himalaya dağlık bölgesinde bilgelerin de aynı formülasyonu bulması oldukça
enteresan. Her iki kültür de evrenin 5 katlı doğasını görebilmiştir;
ancak insanlar üzerinde etkili ve 5 elementin bir parçası olduğu üç gücün
biyolojik işleyişini tanımlayan ve düzenleyen ilk Vedik rahipler olmuştur.
Ayurveda’yı öğrenmek isteyen kişilere her zaman söylediğim bu üç
kelimenin (vata, pitta, kapha) öğrenmeleri gereken tek Sanskritçe kelimeler
olduğudur.
Vata, boşluk ve hava
elementinden türemiştir. Elementlerin en hafifi ve hareketli olanıdır. Vücuttaki
her türlü hareketten sorumlu olan biyoenerjidir; yani göz kırpmanızdan, kanın
damarlarınızdan akışına, ciğerlerine havanın girip çıkmasından vücuttan
atıkların atılmasına ve hatta binlerce düşüncenin zihninizde akmasına
kadar vata
her türlü şeyi hareket ettirir. Fiziksel yada zihinsel nerede hareket
varsa orada bunları düzenleyen ve güçlendiren bir vata enerjisi vardır.
Pitta, ateşe sahip olan tek
biyoenerjidir; bir maddenin birinden diğerine sindiriminden ve çevriminden
sorumludur. Örneğin, havuçta 350 mikrobesin- Avitamini, beta-karoten, alpha-karoten,
B vitaminleri, mineraler ve çeşitli iz elementleri vardır. Bir insan havuç
yediğinde, sindirimden ve kan dolaşımına emiliminden sonra vücut
betakaroteni alıp akciğer dokusuna
ve göz retinasına götüreceğini nereden bilebilir? Vücudun besini seçerek
gitmesi gereken yere götürecek nasıl bir zekası olabilir? Ayurveda’ya göre
bir havucu insan bedeninin bir parçası haline getiren vücuttaki bu zeka pittadır.
Kapha, su ve toprak
elementinden oluşmuştur. En ağır biyoenerjidir. Vücuda ve zihne sertlik ve
sabitlik verir; aynı zamanda hastalıklara karşı direnç ve bağışıklık
kazandırır. Psikolojik olarak kapha tüm kültürleri, şehirleri, kasabaları
ve aileleri bir arada tutan eğilimlerden ve duygulardan sorumludur. Bir arada
tutan yapıştırıcı güçtür. Kapha cömertlik, merhamet, empati, bağışlama
ve ilahi sevgi’den sorumludur.
3 biyolojik enerji her
birimizde farklı oranlarda bulunurlar bu da her birimizi eşsiz kılar.
Doshaların kişideki eşsiz birleşimi bünyenizi veya prakriti’nizi verir.
Ayurveda’daki her tedavi, her beslenme tavsiyesi, her mantra kişideki
prakritiyi anlamaya dayanır. 10 kişide dışa vuran bir semptom veya hastalık
kompleksi potansiyel olarak 10 kişide de farklı tedavi edilebilir. Vata bir kişideki
baş ağrısı pitta veya kapha bir kişinin baş ağrısıyla tamamen farklı
yollardan tedavi edilir. Bu Ayurveda tıbbının iyileştirme tarihine yaptığı
en önemli katkılardan biridir.
Çin tıbbından farklı olarak
Ayurveda tıbbı bireyler arasındaki farklılığa büyük önem verir; çünkü
bildik ve belli tarifler içermez. Ayurveda Tıbbı uzman kişi için oldukça
karmaşıktır. Tek bir bitki formülü veya baş ağrısını geçirmek için
basılması gereken tek bir akupunktur noktası yoktur. Kişiye vücut, zihin ve
ruh üçlemesi halinde bir bütün olarak bakılır. En başta bireyi neyin oluşturduğuna
bakarız. Kişide hangi elementlerin baskın olduğuna bakarız. Fazla yada
eksik olan enerjilerin hangileri olduğuna bakarız. Bunları akılda tutarak
semptomlara bakarız. Ayurveda’da kişi ve hastalığının bu ikili değerlendirmesine
rogi roga pariksha demekteyiz.
EŞ: Yani size bir kişi baş ağrısıyla geldiğinde baş ağrısından önce kim olduklarını ve bu 3 enerjinin onlarda nasıl çalıştığını, dengenin ve dengesizliğin nerede olduğunu mu araştırıyorsunuz ve kişiyi anlayıncaya kadar da baş ağrısıyla ilgilenmiyor musunuz?
EŞ: Bunların hepsi çok anlamlı; ama bilincin buradaki rolü ne?
Bunlardan ilki ‘zihnin hatası’ (prajnaparadha) dır. Ne zaman bir kişi çevresindeki bir şeye karşı yanlış bir anlayışa veya kavrayışa sahip olursa bu zihnin hatası olarak adlandırılır. Örneğin, dışarı ıslak saçla çıkmanın zatürreeye sebep olacağı inancı, ki zatürreeyle hiçbir alakası yoktur, zihnin yanılgısıdır. Pek çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi yağışlı veya soğuk havalarda dondurma gibi soğuk ve ağır gıdalar tüketmenin fizyolojiye zarar vermeyeceği düşüncesi yanlıştır. Eğer tüm kadınların duygusal ve güvenilmez iş arkadaşları olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Ayurveda’ya göre çevrenin gerçek doğası hakkında zihnin hata yapması veya yanılması hastalığa sebep olur. Aslında bu hastalığın temel sebebidir.
Eğer insanlar enerji doğalarını ve her şeyin eşsiz enerji gerçekliği olduğunu anlarlarsa bir sonraki adım daha kolay olacaktır. Bazı insanlar için yılın belli zamanlarında tüketmeleri gereken onlara uygun belli gıdalar vardır; ancak ilk adım dünyaya olan maddesel bakış açımızın yarattığı hapishaneden çıkarak bu ince görüşe girmek ve varlıkların enerji doğasını anlamaktır.
EŞ: Şimdi
de teşhis ve tanıdan bahsedelim. Bir kişinin tipini ve onda neyin ters gittiğini
nasıl anlarsınız?
BR:Ayurvedik
teşhis sadece sistemlerin, organların ve dokuların fiziksel olarak
fonksiyonları ve durumları hakkında bilgi vermekle kalmaz aynı zamanda kişinin
duygusal, zihinsel ve ruhsal halini de gözler önüne serer. Bunu çabucak
yapabilmem için kullandığım özel yöntemlerim var. Fiziksel muayene
Ayurveda doktorunun titiz ve eşsiz gözlem kabiliyetine dayanır. Kullandığım
ana yöntem nabız analizidir. Nabız analizi sayesinde hastalıklar kolaylıkla
teşhis edilebiliyor ve her türden dengesizliği bulabiliyorum; ancak bu kişinin
ve hastalığının teşhisinde kullanılan yöntemlerden sadece biridir. Kişideki
doshalar dengesini daha iyi anlamakta kullanılan sofistike bir analiz
metodudur. Bu sayede, kişideki dosha dengesinin gerçekte ne olduğunu ve şu
anda nasıl olduğunu anlayabiliyor ve bu sayede aradaki uyumsuzluğu yani
dengesizliği tespit edebiliyorum. Örneğin
vata bir kişideki yüksek kaphayı tespit edebiliyorum.
Bir
hastayı muayene ederken kişinin kaç kez göz kırptığına, kulakların
seviyesine (yüksek mi, düşük mü, orta seviyede mi), dudakların kalınlığına,
saçların miktarına, boyuna, vücut yapısına, ellerdeki ve vücuttaki
damarların ve tendonların çıkıklığına da bakıyorum. Yağ dokunun vücuttaki
kas dokusuna oranına bakıyorum. Aslında tırnakların kontüründen ve şeklinden
tutun da dildeki izlere kadar aklınıza gelebilecek her türlü fiziksel kanıta
bakıyorum. Bu tip işaretler bana karşımdaki kişi hakkında bilgi veriyor.
Teşhis hem kişinin hem de hastalığın doğasını tanımaya dayanıyor. Kişide
ve hastalıkta bu bilgi hem zihinsel hem de nedensel olarak mevcuttur.
Bir hastalığı fiziksel açıdan değerlendirmek için kişinin fiziksel görüntüsüne bakarım aynı şekilde zihni değerlendirebilmek için de zihnin nasıl çalıştığına ve bilgiyi işlediğine bakarım. Zihinsel ve duygusal eğilimler nelerdir, gibi. Bunun için de kişiyle konuşur ve çeşitli meselelere reaksiyonlarını değerlendiririm. Çoğunlukla kişide neyin stres yarattığını bulurum. Hasta ile aramdaki konuşma nedensel gibi görünür, aslında kasti ve sofistike bir konuşma şeklindedir. Ayurveda’ya göre kişi ile aramda bir konuşma konusu yaratmam gerektiğinden kişiye işi, ailesi, özel hayatı, ilişkileri ve yaşamı ile ilgili sorular sorarım.
BR: Kendini bu alanda
geliştirmiş, tüm hayatını Rusya’daki Ayurveda uygulamalarına adamış
biri olarak batıdaki insanların Ayurveda’nın halk tarafından daha çok tanınması
için gösterdikleri çabadan oldukça memnunum; ancak hem ben hem de
Hindistan’da bu tıbbi geleneği seven ve kendini adayan diğer meslektaşlarım
Ayurveda’nın ticarileştirilmesinden ve çarpıtılmasından dolayı dehşet
içindeyiz. Bunlar iki ayrı mesele.
Çarpıtılmayı ele alırsak: Batıda Ayurveda “uygulayıcıları” diye
adlandırdığımız bu grup Ayurveda teorisi ve kilinik uygulamaları üzerine
ya çok yetersiz yada çok az eğitim almış “iyileştiricileri” diye
adlandırdığımız sınıfa giriyorlar. Bu tarz kişiler asla Ayurveda’nın
gücünü ve ihtişamını insanlara sunamazlar. Bu yüzden pek çok insan
Ayurveda’nın eksik ve kusurlu olduğunu düşünüyor. Ayurveda tıbbı, tıbbi
bir bilimdir ve tıp fakültesinde eğitimi verilir. Eğitim 5
½ yıl sürer ve bu sürenin sonunda staj dönemi ve ileri seviye eğitimleri
vardır. Bu dönemde kişilerin Ayurveda Tıbbı’nı her açıdan öğrenip öğrenmediğine
bakılır.
EŞ: Eğitimden bahsetmişken; Ayurveda eğitimi alırken eski orijinal yazıtlardan da yararlandınız mı?
Bunlar yazıldıktan nesiller
sonra etkinlikleri kanıtlandı. Genelde ilk bakışta yazılan bilgi çok basit
görünse bile esrarlı ve anlaşılmaz görünür; ama onunla karşılaşan her
yeni nesil doktorun görüşlerinin birleşimi ve yansımasıdır. Ayurveda’yı
gerçekten çalışmak eski doktorların bilgisini tekrar tekrar keşfeder.
6 önemli kitap vardır ve daha
da fazlası zamanla yok edilmiştir. Bu 6 tanenin 3’ü ana yazıt diğer 3’ü
küçük yazıtlardır. Tüm Ayurveda doktorları
bunları çalışırlar ve tüm kariyerleri boyunca bunları akılda
tutarlar.
EŞ: Son bir soru sormak istiyorum. Meditasyon ve sağlık arasındaki ilişkiye duyduğunuz ilgiden bahsettiniz. Bu konuda konuşmak ister misiniz?