Korku
İnsanlar korktukları zaman çılgınca şeyler yaparlar. Saldırırlar ve hatta öldürürler.
Bir kere korkuları tetiklendiğinde bir insanı, bir hayvanı hatta bir düşünceyi yok etmek için ellerinden geleni yaparlar. Kör bir karanlıkta şuursuzca kılıç sallarken önlerine geleni biçerler.
İnsanlar korktukları zaman çılgınca şeyler yaparlar. Saldırırlar ve hatta öldürürler.
Saldırdıkları veya öldürmeye çalıştıkları hiçbir zaman karşılarındaki değildir.
Onlar, korku nesnesine saldırırlar.
Onlar, yel değirmenlerine kılıç sallarlar.
İnsafsız önyargılarına kurban verirler, kurban alırlar.
Sonra sesini duymak istemedikleri vicdan azabını yüreklerine gömüp yürürler. Cinayetin çığlıklarının karanlıkta kaybolmasını umutsuzca beklerler. Bu sonsuz bir süreçte bir can almışlardır, bir can vereceklerdir.
Yapılan her şeyin evrende bir karşılığı vardır. Döner, dolaşır yine sizi bulur. Tam unuttuğunuz anda gelip kapınızı çalar, alacağını almadan gitmez. Hiç kimse borcundan kaçamaz.
İnsanlar korktukları zaman çılgınca şeyler yaparlar. Saldırırlar ve hatta öldürürler. Düşmanlar yaratırlar etten kemikten. Düşmandan öte düşman.
Tüm bu katliam sırasında ölmeyen tek şey “korku”dur. Güçlenerek büyümeye, yeni canlar almaya devam eder.
Korkan insan kendini kalın, yüksek duvarlı bir kaleye hapseder. Tedirgin bir yalnızlıkta elinde mızrağı, bıçağı, kılıcı ve tüfeğiyle hayalet düşmanları bekler. Kendisine gerçeği gösterecek, ışığa doğru rehberlik edecek iç sesini dinlemeyi reddettiğinden bir süre sonra iç sesin çığlıklarını duyamayacak kadar sağırlaşacaktır. Korku, can yoldaşıdır. Sürekli kulağına hep yanında olacağını, onu her şeyden ve herkesten koruyacağını fısıldar. Artık her şey güvence altındadır. O, tehlike daha ortaya çıkmadan ani bir saldırıyla her şeyi yok edecektir.
Korku, bir salgın gibi bulaşır. Girdiği bedende kök salar. Sinsi sinsi ilerler. Kalbe ve gözlere yerleşir. Onun çaresiz esirleri, her söylediğine kayıtsız şartsız itaat ederken, yaşamlarının korkunun pençelerinde eridiğini seyrederler.
Korku, bizi böler. Arada oluşan boşluklara yerleşir. Bizi birbirimizden uzaklaştırır, yalnızlaştırır. Korkunun yerleştiği toplumların bütünlüğü gittikçe bozulur, kırılganlaşır. Bizi savunmasız bırakır. İletişimi elimizden alır. Birbirimizi dinlememize engel olur. Geriye birbiri hakkında konuşan, planlar yapan, kuyular kazan yaratıklar kalır. Bu insanlar korkunun vaat ettiği güvenli topraklara asla varamayacaklardır. Korku yeni hayali düşmanlar yaratmaya devam edecektir. Bu yüzden biz gerçek düşmanları göremeyecek kadar körleşeceğizdir. Sürekli saldırı ve savunma halinde olduğumuzdan onlarla savaşamayacak kadar güçsüz ve hazırlıksız olacağızdır.
Korkunun zehirlediği bedenler hastalıklara ve strese karşı dayanıksız hale gelirler. Akortları bozulmuştur. Artık evrenle aynı rezonansta değildirler. Evrenin değişmez kanunu “uyum”dur. Kimse ona karşı gelemez. Bu bireyler ya evren tarafından yok edilecektir ya da işbirliği yapıp iyileşeceklerdir.
Akordunuz bir kez bozuldu mu iyileşmeniz çok zordur. Her şeyden önce bunu fark etmeniz, kabul etmeniz ve bunun için çaba sarf etmeniz gerekir. Tüm bu aydınlanma yolculuğu zor ve ızdırap doludur.
Bir zamanlar ben de korkuya esir düşmüştüm. Gecenin karanlığında gırtlağımı sıkmasına sessizce izin verirdim. Ama bir gün, Tanrı bana tek bir cümle ile ulaştı. “Korkaklar her gün, cesurlar bir gün ölür.” O gün korkudan kurtulmam gerektiğine karar verdim.
Yoga korkudan kurtulmam için bana yardım etti. Duygularımı benim yarattığımı öğretti. Korkuyu ben yaratmıştım, demek ki onu ben yok edecektim. Olaylar karşısında korkmak yerine çözüm üretmeye başladım. Bir dedektif gibi kendimi izliyordum. İçimde uyanan her türlü irkilmeyi anında çözüyordum. Zihin yogam başlamıştı. Nefes alıyordum nefes veriyordum. Sıkışan kaslarımı ve sinirlerimi gevşetiyordum. Bu bana dingin düşünebilme payını tanıyordu.
Nefesimi izliyordum. Bir içeri bir dışarı hareket ediyordu. Belki geri dönmez diye düşünmüyordum geri geleceğini biliyordum. Nefesim, muhtaç olduğum ama asla sahip olamadığım en değerli hazineydi. Bana bunları hatırlattığı için ona gülümsüyordum. Nefesim, üzerinde korku yaratamadığım tek şeydi. Beni korkunun zindanlarından da o çıkardı.
Bir sabah korku beni terk etti. Nefesim eski ritmine döndü. Evrenle aynı rezonansı tekrar yakaladım. Temiz hava sıkışan kaslarımda gezmeye başladı. Dokularım oksijene kavuştu. Hastalıklarım bedenimi terk etti. Tıpkı negatif duygularım gibi onları da ben yaratmıştım. Gün geçtikçe güzelleşmeye başladım. İnanılmaz bir değişim gerçekleşiyordu. Oysa ben sadece nefes alıyordum. Kendi doğama geri dönmüştüm. Bedenim bunu kutluyordu.
İnsanın gerçek doğası sevgi, mutluluk ve iletişimdir.