Operadaki
hayalet kim?
Kadının
kimliği bir başka adama aşık olmasıyla ortaya çıkmaya başladı. Kadın,
özgür kalabilmek için maskeli adamla yüzleşmek zorunda kaldı.
Karanlıklarda
yaşayan bu adam, kadının kendi gölgesinden başkası değildi. O, kadının
görmemeyi seçtiği yüzüydü. Hırslarına, tutkularına, hatta dehasına
arkasını dönerek yaşamaya başlamasının ürünüydü. Şarkısının sözleri
ise tüm gerçeği açığa vuruyordu.
En can
alıcı sahnelerden biri, operada başrolü oynadığı gece soyunma odasında
karanlık meleğiyle arasında geçen konuşmaydı. Hayalete “nerede olduğunu”
sordu. Cevap tüyler ürperticiydi. “Bana bak, aynadayım!” Sonra aynadan geçerek,
kendi karanlık koridorlarına doğru çekilmeye başladı. Çirkin yüzünü
ilk orada gördü. Şarkısında sürekli
yinelediği tek bir şey vardı. “Operanın hayaleti, o benim zihnimde.”
Özgürce
dışarı çıkabilecekken dışarı çıkmamayı seçiyordu. Karanlık
cehenneminde yaşamaya o kadar alışmıştı ki orayı evi zannediyordu.
Onu dış
dünyaya çıkarmak için uğraşan aşığı da sürekli aynı şarkıyı söylüyordu,
bir farkla. “Operanın hayaleti, o senin zihninde!”
Hiçbir
şey sonsuza dek süremezdi. Kadının da kendinden kaçışı mutlaka
bitmeliydi. Zaman seçim zamanıydı. Ya dışarıda yaşayacaktı ya içeride.
Kadın, önce gölgesine kaçtı. Savaştı. Hakaretler, çığlıklar... Oysa
savaş bu denklemi çözemezdi. Bu derin kutuplaşmanın temelinde de
bitmez bir mücadele yatıyordu. Öldüremezdi. Ölmeyecekti. Tek gerçek
kurtuluş kendi karanlık yanını kabul etmekten geçiyordu.
Çirkin
bir iblis olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorundaydı. Gölgesinin maskesini çıkardı.
Onu sevgiyle öptü. Artık herkes özgürdü.
Sizin
operanızdaki hayalet kim? Gece gündüz şarkı söyleyen kim? Kendini başkalarıyla
kıyaslayan, yargılayan, kuran, cezalandıran kim?
Sizce
bizim gölgelerimiz kim? Nerede saklanıyor? Hep gözümüzün önünde de görmüyor
muyuz yoksa güzel kelimelerin ve ışığın büyüsüne kapılıp ısrarla
arkamızı dönerek görmemeyi mi seçiyoruz? Arkamızda kalınca yok olmuş
oluyor mu?
Artık
biliyorum ki eleştirdiğim, şiddetle karşı çıktığım her şey benim görmemeyi
seçtiğim yanım. Özgür kalmak için onu kabul etmek zorundayım. Basmakalıp
aydınlanma laflarından çok sıkıldım. Ancak gerçek bir dönüşümden
sonra aydınlananların yaşadığı
deneyimleri telaffuz edebileceğimize inanıyorum. İnsanüstü bir çabayla
kendimi bu şekilde davranmaya zorlamanın kendimi kandırmak olduğunu düşünüyorum.
Ortalık guru edasıyla dolaşanlardan geçilmiyor.
Onlardan biri olma yanılgısına düşmek istemem. Kendimi ne zaman
birine akıl verirken yada acımasızca eleştirirken yakalasam gülümseyip
susuyorum. Gölgem guru olmaya çalışıyor. :)
Gerçek
aydınlanmanın önce insan olduğumuzu kabul etmekle başladığına inanıyorum.
Çünkü sadece aydınlananın gölgesi yoktur.