Operadaki hayalet kim?

Masumun şeytanla düetini izledim. Beyazlar içinde narin, masum bir kadın ve karalıklar içinde şeytan ruhlu maskeli bir erkek.

Adam, operanın karanlık koridorlarında yaşıyordu. Çocukluğundan beri opera yetimhanesinde  yaşayan Christine’a aşıktı. Kadının kariyerinde hak ettiği yere gelmesi için cinayeti bile göze alacak derece deliydi. Onu eğitmiş hatta onun için opera bile yazmıştı. Kadın ise onun isteklerine sessizce uyan, hiçbir kimliği olmayan bir köle gibiydi.

Kadının kimliği bir başka adama aşık olmasıyla ortaya çıkmaya başladı. Kadın, özgür kalabilmek için maskeli adamla yüzleşmek zorunda kaldı.

Karanlıklarda yaşayan bu adam, kadının kendi gölgesinden başkası değildi. O, kadının görmemeyi seçtiği yüzüydü. Hırslarına, tutkularına, hatta dehasına arkasını dönerek yaşamaya başlamasının ürünüydü. Şarkısının sözleri ise tüm gerçeği açığa vuruyordu.

En can alıcı sahnelerden biri, operada başrolü oynadığı gece soyunma odasında karanlık meleğiyle arasında geçen konuşmaydı. Hayalete “nerede olduğunu” sordu. Cevap tüyler ürperticiydi. “Bana bak, aynadayım!” Sonra aynadan geçerek, kendi karanlık koridorlarına doğru çekilmeye başladı. Çirkin yüzünü ilk orada gördü.  Şarkısında sürekli yinelediği tek bir şey vardı. “Operanın hayaleti, o benim zihnimde.”

Özgürce dışarı çıkabilecekken dışarı çıkmamayı seçiyordu. Karanlık cehenneminde yaşamaya o kadar alışmıştı ki orayı evi zannediyordu.

Onu dış dünyaya çıkarmak için uğraşan aşığı da sürekli aynı şarkıyı söylüyordu, bir farkla. “Operanın hayaleti, o senin zihninde!”

Hiçbir şey sonsuza dek süremezdi. Kadının da kendinden kaçışı mutlaka bitmeliydi. Zaman seçim zamanıydı. Ya dışarıda yaşayacaktı ya içeride. Kadın, önce gölgesine kaçtı. Savaştı. Hakaretler, çığlıklar... Oysa savaş bu denklemi çözemezdi. Bu derin kutuplaşmanın temelinde de  bitmez bir mücadele yatıyordu. Öldüremezdi. Ölmeyecekti. Tek gerçek kurtuluş kendi karanlık yanını kabul etmekten geçiyordu.

Çirkin bir iblis olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorundaydı. Gölgesinin maskesini çıkardı. Onu sevgiyle öptü. Artık herkes özgürdü.

Sizin operanızdaki hayalet kim? Gece gündüz şarkı söyleyen kim? Kendini başkalarıyla kıyaslayan, yargılayan, kuran, cezalandıran kim?

Sizce bizim gölgelerimiz kim? Nerede saklanıyor? Hep gözümüzün önünde de görmüyor muyuz yoksa güzel kelimelerin ve ışığın büyüsüne kapılıp ısrarla arkamızı dönerek görmemeyi mi seçiyoruz? Arkamızda kalınca yok olmuş oluyor mu?

Artık biliyorum ki eleştirdiğim, şiddetle karşı çıktığım her şey benim görmemeyi seçtiğim yanım. Özgür kalmak için onu kabul etmek zorundayım. Basmakalıp aydınlanma laflarından çok sıkıldım. Ancak gerçek bir dönüşümden sonra  aydınlananların yaşadığı deneyimleri telaffuz edebileceğimize inanıyorum. İnsanüstü bir çabayla kendimi bu şekilde davranmaya zorlamanın kendimi kandırmak olduğunu düşünüyorum. Ortalık guru edasıyla dolaşanlardan geçilmiyor.  Onlardan biri olma yanılgısına düşmek istemem. Kendimi ne zaman birine akıl verirken yada acımasızca eleştirirken yakalasam gülümseyip susuyorum. Gölgem guru olmaya çalışıyor. :)

Gerçek aydınlanmanın önce insan olduğumuzu kabul etmekle başladığına inanıyorum. Çünkü sadece aydınlananın gölgesi yoktur.