Sihirli
Flüt
Geçmişten
geleceğe ortak bir bilinci paylaşırız. Tıpkı Mozart’ın “Sihirli Flüt”
operasında olduğu gibi. Sihirli Flüt, yazıldığı dönem itibariyle şaşırtıcı,
yaratıcı, aydınlanmayı anlatan inanılmaz bir eserdir.
Perde,
karanlığın içinde debelenen, peşindeki yılandan kaçan yakışıklı bir
adamla açılır. Kendisine hayran olup onu yılandan kurtaran gece yarısı
kraliçesinin yardımcıları, onu prensesi aramak üzere yola çıkmaya ikna
ederler.
Tam
o sırada sahneye gizemli ve çekici kraliçe girer. Sarastro denen hainden
bahseder, kızını nasıl elinden aldığından yakınıp durur. Genç adamın
yüreği öfke ve nefretle dolar. Sarastro hemen bulunup cezalandırılmalıdır.
Genç adam artık gece yarısı kraliçesinin aklı karışmış esiridir. Tek
hedefi düşman Sarastro’nun elinden güzel prensesi kurtarmaktır.
Sarastro’nun gerçekte kim olduğunu sormaz, araştırmaz. Tek bildiği ve
kabul ettiği karanlığın kendisine tanımladığı bulanık illüzyondur. Oysa
Sarastro aydınlığı ve aydınlanmayı temsil eder. Isis ve Osiris’in alçakgönüllü
rahibidir.
Hem
Sarastro hem de gece yarısı kraliçesi ışıklar saçarlar. Kraliçe baştan
çıkarıcı ve akıl karıştırıcıdır. Işıltısı yaldızlıdır oysa aydınlanmanın
ışığı parlak ve saftır. O, karanlığın örtüsünü açar, görünmeyeni
görünür kılar. Bunun için de kişinin kendi içine dönmesi, kendini
disipline etmesi gerekir.
Nitekim
Sarastro ile karşılaşan genç adam aydınlığın sözünü dinler. Bir dizi
zorlu sınavdan başarıyla geçer. Kendine ve sessizliğe katlanmayı,
beklemeyi öğrenir. Sular durulur, bulanıklık dağılır. Aydınlık savaşı
kazanır.
Bu
hikaye hepimizin hikayesidir. Biz sonsuz bir açlık ve acıyla karanlığın içinde
aydınlığa giden yolu arıyoruz. Bazen Sarastro gibi gerçek bir rehber çıkıyor
karşımıza bazen de yoga gibi bir
öğreti. Gözlerimizi içe döndürüyor. İçimizde sessizliği yakalamadan
sessizliğin sesini duyamayacağımızı anlatıyor. Sihirli Flüt kendi başına
çalıyor. O evrenin sesini taşıyor, bizi aydınlanmaya ve eve geri götürecek
sesi.
Yoga
bize bedenimiz olmadığımızı, kolumuz ya da bacağımız olmadığımızı
anlatıyor. İstersek bedenimizi, nefesimizi kontrol edebileceğimizi bunun için
de zihnimizi kontrol etmemiz gerektiğini söylüyor. Aynı Sarastro’nun sınavlarından
geçerken kendiyle mücadele etmek zorunda kalan genç adam gibi bunu başarmak
için mücadele etmemiz gerektiğini öğütlüyor.
Kontrolden
çıkmış, sürekli düşünen hiç susmayan bu zihni susturmanın ve onu
kontrol altına almanın zamanı geldi. Onu yönetmiyorsak hiçbir şeyi yönetemiyoruz
demektir. Hayatımız bir çığın önüne katılmış ellerimizin arasından
akıp gidiyor, kendi krallığımızın uşağı olarak yaşıyoruz, demektir.
Biz
içeride düzeni ve dengeyi sağlayamamışken dışarıda nasıl sağlıklı
bir düzen kurabiliriz.
Sorunlarımızın
farkına vardığımızda önümüzde uzun bir yolun uzandığını görürüz.
Bu yol, Tanrının bizi beklediği tapınağa giden yoldur.
Her
adımda kendimizi daha çok tanıyacağız. Dış dünyadaki bağımlılıklarımızdan,
bizi esir eden duygularımızdan biraz daha uzaklaşacağız. Yolu net görmemize
engel olan her şeyi hayatımızdan uzaklaştıracağız. Tüm bağımlılıklarımızdan
kurtulup, denge kurana kadar yılmadan yolumuza devam edeceğiz. Aşırı yemek
yemeyi, sigarayı, alkolü, öfkeyi, açgözlülüğü ve arzuları bırakıyoruz.
Hepsini
hayatımıza çektik çünkü içimizdeki boşluğu doldurmaya çalışıyorduk.
Bizler bilinçsizce yolu arıyorduk. O yolu bulamamak içimizdeki boşluğu daha
çok arttırıyordu.
Artık
kendimizi evrenin sesine ve sonsuz sevgisine açıyoruz. Bu dingin sessizlik ve
sevginin içinde erimeye hazırız. Arkadaşlarımızı, eşimizi veya çocuklarımızı
kendi sınırlarımızın içinde karşılıksız sevmeye hazırız. Bir gün
gidebilme özgürlüklerinin olduğunu biliyoruz, bu duygu artık bizi felç
edemez. Sevginin merkezi biziz. Kendi merkezimizde duruyoruz. Kendimizi bir başkasının
gözünden sevmeye çalışmak, değer biçmek anlamsız. Biz kendimizi
seviyoruz. Bir başkasının bizi sevmesine ihtiyacımız yok. Bir başkasının
sevgisiyle var oluyorsak onun gitmesiyle de yok olacağız demektir. Oysa burada
herkes yolcu ve her yolcu arayış içinde. Herkes bir gün bizden uzaklaşabilir.
Bizi
bırakmayacak tek şey evrenin sevgisidir. Biz onunla doluyuz, onu diğerleriyle
paylaşıyoruz. İsteyen istediği kadar alabilir.
Şimdi
yolun üstündeki toz bulutu tamamen kalktı. Artık biliyoruz ki yaşadığımız
dünya bizim illüzyonumuz. Her şey bir yorumun sonucu. Yargılarımızdan
kurtulmak için objektif görmek zorundayız. Yargılarımız bizi yalnızlaştırıyor.
Ayrı ve faklı olduğumuzu düşündürtüyor. Değiliz. Bir bütünün parçalarıyız.
Deviniyor ve gelişiyoruz. Yok etmek
istediğimiz tek düşman kendi karanlığımız. Suçlu yok sadece yanılsama
var.
Nefes
alıyoruz, nefes veriyoruz. İçimizdeki sessizliği yakalıyoruz. Sihirli flüt
çalıyor. Sesi çok ama çok uzaklardan, evrenin kalbinden geliyor.
Duyuyor
musunuz?